top of page

Yorgunluğun Takvimi - Hoşça Kal 2025

2026
Görsel ‘Hoş geldin’ diyor da ben daha ‘hoşça kal’ı sindiremedim.

Yılbaşı kutlamalarının anlamını yazacaktım. Türkiye’de ne zaman başladı, nasıl kültürümüze yerleşti, o meşhur 1 Ocak meselesi nereden çıktı falan filan… Hatta zihnimde şahane bir plan da vardı. İlk paragraf “insanlığın en eski yeni yıl refleksi” diye başlayacak, ikinci paragraf “1 Ocak aslında idari bir uzlaşma” diye bağlanacak, üçüncü paragrafta da işin bugüne nasıl geldiğini anlatıp herkesi bilgilendirerek bir yandan da hafifçe havamı atacaktım. Tatlı bir kibirle bilgiye dayalı bu blog yazısı ile “eğitim şart” sloganıyla da bitirebilirdim. Siz okuduktan sonra “vay be, adam dersini çalışıp gelmiş” diyecektiniz. Sonra hayaller ve hayatlar gerçeğine dönüş yaparak kapıdan içeri girdim. Hayır, tökezleyip o kapıdan içeri doğru resmen yuvarlandım. Daha ayağa kalkamadan gündemin içler acısı hâli ahvaline şahit olduktan sonra düşündüm: Sonra da “niye yorgunsun, niye tükendin” diye soruluyor.

Haber haber değil, sanki koca koca taş. Hatta bazısının uçları sivri, kafama kafama atılıyor. Dünya denen yer her sabah aynı güne uyanıyormuşçasına savaşlar, krizler, felaketler, nefret, cinayet, gerginlik… Bunlar artık duyduğum kelimeler dizesi olmaktan çıktı. Resmen soluduğum havaya karıştı da onu solur oldum. Yine şöyle bir düşündüm: Sonra da “neden daralıyorsun, neden anksiyeten var” diye soruluyor.

Sanki kötü kurgulanmış bir romanın içindeyiz diyeceğim de kurgu dediğin kendi içinde büyür, sonra da bir sonuca varır. Burada kurgu da yok; tekrar var. Farklı isimler, farklı olaylar zincirinde aynı sahnede aynı replikle oynanan bir sürü oyun dizisi. Yanan oyundan çıkıyor, yeni oyuncu geliyor. Hayatta kalmaya çalışılan bu oyunda bir de görünür olmaya çalışılıyor ya… Mış gibi yapanlarımızdan bahsediyorum. Hani hayattan çalıp vakit değerlidir diyor olacaklar ki daha iki saniyede hızla paylaşılanları kaydıran, sonra da kendi sosyal medya hesaplarından fazla mesai yaparak mutluluk portreleri çizenlerimizden bahsediyorum. Şu an düşündüm de bence asıl çürüme o. Sonra da "inancını neden kaybediyorsun" diye soruluyor.

Ben de tüm bunların orta yerinde durmaya çalışıp yılbaşı yazısı yazarak günün anlam ve önemine yakışır bilgilendirme yazısı yazmaya çalışıyorum. Şaka mıyım neyim?

Her neyse… Yine de ucundan kıyısından söylemek istediklerim var.

Dürüst olayım: Yılbaşı fikrinin kendisini seviyorum. İnsanın zamanla yaptığı anlaşmayı seviyorum. “Bugün bir çizgi çekebilirsin” fikrini seviyorum. Çünkü insan bazen çizgiye muhtaç. Bir tür psikolojik takoz. Bir aralık, bir nefes boşluğu. Kendime bir çentik atıyorum. “Buradan sonrası” diyorum. Sonra gerçeklik gelip o çentiğin içine tükürüyor. O tükürüğü silmek ya da yalamak tercihim. İnsanın kendiyle olan inadı mı yoksa umut dediğimiz şey mi hâlâ net bir cevabım yok. Belki de ikisinden biraz… Peki bu yenilenme için yılbaşına ihtiyaç var mı? Her yeni gün zaten bu yenilenmeye inat ya da umut etmek için çentik fırsatı değil mi? Anlıyorum ki benim problemim yılbaşıyla değil. Yılbaşı süsleri, ışıl ışıl renk renk süsleri hiç değil. Sanırım yüklenen o sahte anlamda. Geri sayıp bittiğinde bir saniye sonrası yine aynı ben, yine aynı dünya…

Umut güzel, inat güzel, birileri ya da kendimiz tarafından tatlı tatlı kandırılmak güzel. Güzel olmasına güzel de bu kez basit bir dua ile gireceğim: Yeni yıl, aynı ben. Sadece daha az kandırılmak isteyen bir ben. Daha az gürültüye maruz kalmak isteyen bir ben. Daha az tüketilip daha çok toparlanmak isteyen bir ben.

Çok amin…

Melih Ş. Özgür



Yorgunluğun takvimi. Hoşça kal 2025

Yorgunluğun Takvimi - Hoşça Kal 2025

Yorgunluğun Takvimi - Hoşça Kal 2025

Yorumlar


bottom of page