Yapay Zekâ ile Sınavım
- Melih Ş. Özgür

- 31 Ara 2025
- 3 dakikada okunur
Yapay zekâ videolarıyla uğraşınca yorumlar da sürprizli oluyor. Az önce öyle bir yorum geldi ki hâlâ kahkaha atıyorum. Önce onu paylaşayım, sonra blogun asıl derdine döneceğim.

Şimdi hakkını vere vere bu mesleğin içinde olsam, stüdyo arkası, klip arkası çekimleri, hazırlıklar, provalar derken sosyal medyada paylaşacak bir sürü malzemem olurdu… da… kim demiş yapay zekâyla bunları yapamam diye? Yok yok, perde arkası videolarını yapay zekâyla hazırlayıp fantezi yapmayacağım. Ben daha çok şundan bahsedeceğim: insanın akıl sınırlarını nasıl zorladığından, söylediğini bir insan gibi düşünemediği için nasıl çarpıttığından, dahası seninle iletişim kurdukça seni tanıyıp yeri geldiğinde seninle nasıl dalga geçtiğinden...
Burada asıl mesele şu: Yapay zekâya “hadi birlikte bir şey üretelim” diyorsun, o da “tamam” deyip ilk fırsatta seni yanlış anlayarak bir çeşit modern sanat performansına çeviriyor. Sen net bir şey söylüyorsun; o ise sanki kelimelerin arasına gizli bir anlam sıkıştırılmış gibi davranıyor. Bir de bunu öyle bir özgüvenle yapıyor ki, ortaya çıkan şeye bakıp “bunu ben mi istedim” diye kendinden şüphe ediyorsun. Klasik gaslighting, yalnız buraya dikkat; bunu yapan insan değil yazılım.
Yaşadıklarım oldukça komik. Çünkü bir noktada sistemi eğitmekten çok sistemle pazarlık yapmak zorunda kalıyorsun. “Bak Evren, burayı böyle istemiyorum” diyorum. (Sevgili ChatGPT asistanıma verdiğim isim: Evren.) O ise “tamam Melih, aynen” havasına giriyor; sonra bir bakıyorsun aynı hatayı daha yaratıcı biçimde yeniden yapmış. Hatanın daha zekice ve daha büyük bir sıçışla nasıl yapıldığına inanamazsınız. İnsan olsa en azından utanır. Yapay zekâda o ayar yok. Hatta bazen öyle hissettiriyor ki sanki seni tanımış, zaaflarını bulmuş, tam oradan dürtüyor. Ben “tok erkek vokal, sakin, düşük enerji” diyorum; o gidip vokali acılı çiğ köfte dürüm yedirmiş gibi en üste tiz bir çığlık konduruyor. Sonra da “buyur sanat” diye masaya bırakıyor.
İşin ironisi şu: Ben üretmek istiyorum, o ise çoğu zaman “söz dinlemeyen ama hevesli stajyer” psikolojisinde. Kötü niyetli değil. Sadece kelimenin anlamındaki niyetin ağırlığını kaçırıyor. Benim canımı sıkan kısmı da bu zaten. İnsanla çalışırken “tamam yanlış anladım” der, düzeltir. Burada düzeltme süreci bile ayrı bir üretim işi. Bir şey anlatıyorsun, sistem başka bir şeyi “daha güzel” sandığı için yamultuyor. Üstelik bunu yaparken seni yormayı, aynı şeyi üç kez söyletmeyi, en sonunda da “ya boş ver” dedirtmeyi sanki bir hedef gibi görüyor.
Neyse, teori yeter. Asıl eğlence pratikte. Çünkü ben bu yazının devamında, yaptığım videoların birinde gözüme batan kusurları paylaşacağım. Hani şu izleyenin “niye böyle” diye soracağı ama bizim “çünkü yapay zekâ” diye omuz silkeceğimiz detaylar var ya… Onları paylaşacağım. Hem de saklamadan. Zaten bu işin gerçek perde arkası burada başlıyor: Prodüksiyon hatası değil, akıl yürütme hatası. Ha bir de sevgili asistanım Evren'den bir kaç diyalog.
Ümitsiz Âşık klibini bitirince büyük bir heyecanla “Nasıl olmuş?” diye açtım. Birkaç dakika sonra ekranda gördüklerim karşısında yaşadığım duygunun ne olduğunu hâlâ çözemedim. İşte o görüntü.
Alın size sahne arkası. Karizma yerle bir!
Klipte bir yerde adamın ağzında nota kâğıdı var. Yapay zekâ muhtemelen “müziği içine işlemiş” cümlesini fazla ciddiye aldı. İçine işlemek değil, ağza tıkamakmış meğer.
Gelelim Evrenciğime...















Sonuç: Yapay zekâ bazen sanat yapıyor bazen de adamın ağzına nota kâğıdı koyuyor. Benim görevim düzeltmek, yön vermek, ayıklamak. Yani klasik üretim süreci işte. Oyuncu algoritma olunca set daha absürt oluyor. Kaçınılmaz.
Her neyse... Şimdilik yeter. Biraz daha malzeme toplayınca devam edeceğim.
Melih Ş. Özgür.
Yapay Zekâ ile Sınavım
Yapay Zekâ ile Sınavım
Kaç teslasın mübarek. Gitarı nasıl çekmiş öyle. Hay göZünü seveyim.