Roman, Çocuklar ve Şarkılar: Serdar Demirkollu

Serdar Demirkollu, kendisini yalnızca “yazar” ya da “AI müzik üreticisi” olarak tanımlamayan; uzun yıllardır şarkı sözü yazan, roman ve çocuk kitapları yayımlamış ve son dönemde yapay zekâyı müzik üretiminin önünü açan bir araç olarak kullanan bağımsız bir üretici.
Kendi sanatçı profilindeki anlatımına göre yaklaşık on beş yıldır amatör olarak şarkı sözü yazıyor. Sözlerini profesyonel şarkıcılara ulaştırmaya ve onların seslendirmesini sağlamaya çalıştığını ancak bunun düşündüğünden çok daha zor olduğunu anlatıyor. Kendi ifadesiyle sesi yeterli olmadığı için seslendiremiyor, nota bilgisi olmadığı için de klasik anlamda beste yapamıyor. Yapay zekâyla karşılaşmış olması bu noktada anlam kazanıyor.
AI ile müzik yapmaya başlaması, yazarlığından sonra gelen rastgele bir uğraş değil.

İlk yayımlanan kitabı Yankı Yayınları yayınevinden İkilem. Aşk, pişmanlık, geçmişte kalan ilişkiler, evlilik, sadakat ve seçimler üzerine konuları merkezine almış bu roman.
Bu ayrıntı bence müzik çalışmalarını anlamak açısından da anlam kazanıyor. Bugünkü şarkı başlıklarına baktığımızda da duygusal, ilişkisel ve içsel çağrışımı yüksek bir kelime dünyası görüyoruz.
Günümüze daha yakın tarihli eserlerinde ise çocuk yazarıyla karşılaşıyoruz. Gökyüzündeki Denizyıldızı adlı eseri Mahlas Çocuk yayınevinden çıkmış.
Hikâyenin merkezinde bir denizyıldızı ve fok bulunuyor. Denizyıldızı dalgalarla birlikte denize sürüklenmemek için kumlara tutunuyor ve bir hayali olduğunu anlatıyor.

Demirkollu’nun yazarlığının yalnızca yetişkinlere yönelik romantik romanlarla sınırlı olmadığı âşikâr. Dahası, kendini sanatçı profilinde “çocuk kitabı yazarı” olarak tanımlıyor. Ayrıca çocuk müziği de yapıyor. Bu ayrıntı özellikle dikkat çekici.
Gökyüzündeki Denizyıldızı ile çocuk kitabı yazarlığına yönelmişken müzik tarafında da Rengarenk adlı çocuk şarkısını üretmiş.
Instagram paylaşımında “Rengarenk, Her renk ayrı…” şeklinde başlayan çocuklara yönelik bu çalışmalarda yine yapay zekâ kullanımını açıkça belirtiyor.

Serdar Demirkollu’yu aslında bir süredir Instagram üzerinden takip ediyorum. Uzun zamandır paylaşımlarına denk geliyor, zaman zaman da selamlaşıyoruz. Birbirimizi çok yakından tanımasak da üretimlerini yakından takip ettiğim bir isim. Özellikle yazarlık geçmişinin ardından yapay zekâyla müzik üretmeye başlaması benim için onu daha yakından tanıma isteği uyandırdı.
2012 yılında yayımlanmış bir roman, aradan geçen onca yılın ardından gelen bir çocuk kitabı, yıllara yayılmış bir şarkı sözü yazarlığı ve bugün yazdığı şarkı sözlerini yapay zekâ desteğiyle müzikle buluşturan bir sanatçı: Serdar Demirkollu.
Bu yolculuğun merak ettiğim taraflarını kendisine sordum. Gelin ondan dinleyelim.
2012 yılında yayımlanan İkilem bugün piyasada bulunmuyor. Kitabın yeniden basılması ya da başka bir yayınevinden yeniden yayımlanması gibi bir düşünceniz var mı? Bugün İkilem’e dönüp baktığınızda o kitabın yazarıyla bugünkü Serdar Demirkollu arasında nasıl bir fark görüyorsunuz?
Serdar Demirkollu:
İkilem o dönemin şartlarında anlaştığım Yankı Yayınları tarafından basılmış bir roman. Yankı Yayınları ile anlaşmadan önce Pegasus, Epsilon vb. tanınmış yayınevlerine dosyamı gönderip başvurularda bulunmuştum. Bu tarz yayınevlerinin tanınmamış bir yazara zaman ayırabilmeleri için gerçekten kitabın çok uç noktalarda olması gerekir. Yayın trafiğinin yoğun olması nedeniyle kibarca reddedildim. Ben de sonunda Yankı Yayınları ile anlaştım. O zamanki Serdar Demirkollu ile şimdiki arasında çok büyük fark var. İkilem’i o hâliyle tekrar yayınlamak istemem. Oturup tekrar kaleme almak isterim. O yaşlarda yazdığım konuya, özellikle kurguma çok güveniyordum, hâlâ güveniyorum. Ancak o yaşlarda seçtiğim yazım dili çok sadeydi. Şimdi yazsam okuyucunun karakterleri daha iyi hayal edebilmesi için daha fazla betimleme kullanırdım. İkilem’in özel bir yeri var. Bir süre sonra ne olur bilmiyorum ama şu an yeniden yayınlama planım yok.
İkilem ile Gökyüzündeki Denizyıldızı arasında yaklaşık on iki yıllık bir zaman var. Bu uzun aralıkta neler yaptınız? Yazmayı tamamen bıraktığınız bir dönem oldu mu, yoksa yazmak hayatınızın başka bir yerinde varlığını sürdürdü mü?
Serdar Demirkollu:
Aradan geçen bu uzun zaman diliminde yazmayı komple bırakmadım. Özellikle şarkı sözü yazmaya ilk kitabımdan sonra odaklandım. 2012’de İkilem yayınlandı. Ben 2013 ve 2014 yıllarında not aldığım konular, not aldığım kelimeler üzerine yoğunlaştığım günler şarkı sözlerim oluşmaya başladı. Ayrıca “Döngü” isminde belirlediğim ikinci romanım ile ilgili çalışmalara başlamıştım. Yaşadığım iş değişikliği nedeniyle yazmaya bir süre ara verdim.
Peki sizi yeniden kitap yayımlamaya götüren ne oldu? Bir yetişkin romanından çocuk kitabına uzanan bu geçiş nasıl gerçekleşti?
Serdar Demirkollu:
Beni yeniden yazmaya götüren birinci sebep 2018’de baba olmamdı. Baba olduktan sonra çocuğuma olan düşkünlüğüm. Onu iyi eğitmeye verdiğim özen, bebekliğinden itibaren çocuk kitaplarına olan yakınlığım beni çocuk hikâyeleri yazmaya yönlendirdi.
Kendinizi bugün öncelikle nasıl tanımlıyorsunuz? Yazar, çocuk kitabı yazarı, şarkı sözü yazarı, müzik üreticisi… Bunlardan hangisi sizin için daha baskın? Asıl mesleğiniz nedir ve hayatınızı kazanma biçiminizle edebiyat ve müzik üretiminiz nasıl kesişiyor?
Serdar Demirkollu:
Şu anki asıl mesleğim esnaflık. İzmir Güzelyalı’da PlayStation salonu işletiyorum. Tek romanla kendimi yazar sınıflandırmasına koymuyorum ama tek çocuk kitabı ile kendimi yoğun bir şekilde çocuk kitabı yazarı hissediyorum. Bunun en büyük sebebi, Gökyüzündeki Denizyıldızı isimli kitabım ile yaklaşık 15 anaokulunda çocuklarla buluşup etkileşimli okuma, imza günü ve kitap için yazdığım şarkıyla dans etkinlikleri gerçekleştirdim. Hedef kitlem ile yakın ilişkiler kurmak, sorularını cevaplamak, kitabın verdiği mesaj ile ilgili canlandırdığım sahnede gözlerindeki parıltıyı görmek bana doğru yolda olduğumu hissettirdi her seferinde. İkinci çocuk kitabım hazır ve o kitap ile ilgili şu an 5 adet çocuk şarkısı da yaptım. Tabii ki gerçekçi olmam gerekirse kitap yayınlamak ciddi bir maliyet olduğu için şarkı sözü yazarlığına daha fazla yöneldim. Doğru zamanda kitabımı yayınlayana kadar şarkı yazmaya hiç ara vermeden devam ediyorum.
Yaklaşık on beş yıldır şarkı sözü yazdığınızı söylüyorsunuz. Bu kadar uzun süre söz yazıp bunları profesyonel müzisyenlere ulaştırmaya çalıştıktan sonra yapay zekâyla karşılaşmak sizin için nasıl bir kırılma yarattı?
Serdar Demirkollu:
Yapay zekâ yardımıma yetişti desem doğru söylemiş olurum. Yazdığım çoğu şarkı sözü ile ilgili kendi kendime mırıldandığım oluyordu ama bu mırıldanmalar tamamen amatörce. Hatta unutmamak için ıslık şeklinde telefonumda ses kayıtları oluşturuyordum. Müzisyen olmadığım için besteleyemiyor, sesim iyi olmadığı için seslendiremiyordum. Yapay zekâ sayesinde ilk başta kendime yazdığım sözlerin kulağa iyi geldiğini, bu sözlerden şarkı olabileceğini ispatlamış oldum.
“Sözleri benden, müzik ve seslendirme yapay zekâdan” diyorsunuz. Burada sizin için üretimin asıl sahibi nerede başlıyor, nerede yapay zekâ devreye giriyor? Ortaya çıkan eseri ne ölçüde “kendi müziğiniz” olarak görüyorsunuz?
Serdar Demirkollu:
Ortaya çıkan eserin en can alıcı kısmı melodisi. Kulağa iyi geliyorsa daha sonra sözler dinleniyor. Ben her zaman kendimi söz yazarı olarak tanımladım. Müzisyen değilim. Şunu ekleyebilirim. İlk yaptığım şarkılar ile şimdi yaptığım şarkılar arasında uçurum var çünkü çok ciddi mesai harcıyorum. Müzik türleri hakkında çok araştırma yapıyorum. Beğendiğim bir şarkının ana türü ve alt türleri hakkında fikirler edinip yapay zekâ programına vereceğim komutları sürekli deneyimliyorum. Yazdığım sözleri yükleyip iki komut yazarak ortaya çıkan 2-3 şarkıdan birini beğenerek paylaşmıyorum. Sayısını bilmediğim kadar çok deneme yapıyorum. Üretimin asıl sahibi tabii ki benim. Söz yazıp o söze uygun tarzı seçmek, vokali seçmek, enstrümanı seçmek, yüzlerce kez dinlemek. Bunlar göz ardı edilecek uğraşlar değil. Saatlerimi alıyor. Çok emek harcıyorum.
Yapay zekâ ile müzik üretimine karşı oldukça sert bir tavır alan bir kesim var. AI müziklerin sanat olmadığı, üreticilerin “gerçek müzisyen” sayılamayacağı ya da yapay zekânın emek hırsızlığı yaptığı yönünde eleştiriler yapılıyor. Siz bu tartışmaların neresinde duruyorsunuz?
Serdar Demirkollu:
Yıllarını müzik eğitimine vermiş onca insana çok saygım var. Onlar kendilerince haklı. Yıllarca emek harcamışlar. Şimdi hiç anlamayan birisi gelip birkaç tuşa basarak onların eskiden günlerce uğraştığı işi birkaç dakikada yapıyor olmaları mutlaka rahatsızlık vericidir. Ama ben kendi açımdan düşünüyorum. Söz yazma konusunda yeteneğime inanıyorum. Bu yeteneğimi sunacağım bir fırsatı hiç bulamadım. Mesela sesi güzel olanlar için ses yarışmaları var ama benim gibiler için bunu sunacağımız güvenilir tek bir platform yoktu. Zaten müzik sektörü inanılmaz marka etrafında dönüyor. Markalaşmış isimleri kastediyorum. Dışarıya çok kapalılar. Zamanında başarılı olup isim yapmış kişilerin ürettiği her şey artık iyi olmasa bile isimleri yetiyor. Benim koskoca duayenleri eleştirmek asla haddim değil. Sadece örnek vermek istiyorum. Ben bugün yazdığım sözlere güveniyorum diyerek insanların karşısına “Hey tayfa hey hey hadi tayfa. Cuppa cuppa cuppa, cuppada cuppa cuppa” diye sözler çıkarsaydım alay edilirdim. Ama Sezen Aksu yazıp Tarkan söyleyince hit parça oluyor. Peki biz tüm bu şartlar altında yazdığımız sözleri şarkıya dönüştüren bir üretim aracını yoğun emekler harcayarak kullanıyorsak bizim emeklerimiz neden görmezden geliniyor? Bugün vizyon filmlerinde, büyük reklamlarda, kliplerde akla gelebilecek her sektörde yapay zekâ kullanılıyor. Bizim de kullanmaya hakkımız var. Hatta yapay zekâ üretimi 30 milyon dinlenen şarkı var. Hayatında o rakama ulaşamayacak çok sayıda sanatçı da var…
Özellikle müzik eğitimi almamış, nota bilgisi olmayan ve kendi sesini kullanarak şarkı söylemek istemeyen biri için yapay zekâ önemli bir üretim imkânı yaratıyor. Sizce AI, müzik dünyasında bugüne kadar üretim yapma şansı bulamayan insanlara yeni bir alan mı açıyor, yoksa beraberinde başka sorunlar mı getiriyor?
Serdar Demirkollu:
Evet, AI bugüne kadar ürettiği eserleri müzik dünyasına sunamayan her başarılı yetenek için çok önemli bir üretim aracı. Normal şartlarda piyasaya “bakın biz de buradayız” mesajı veren önemli bir durum ama maalesef ki benim gibilere sanki kötü bir şey yapıyormuşuz gibi bakılıyor. Ben yaptığım çoğu şarkının ünlüler tarafından söylense çok tutacağından eminim. Yazdığım bu güzel sözleri düz yazı olarak sunmak ne kadar cazip olabilir ki! Bunu bu hâlde sunmak için kendini ispatlamış, belli başlı sanatçılara şarkı vermiş bir söz yazarı olmak gerekiyor. Peki ben yazdığım sözleri nasıl sunabilirdim? Bu benim gibiler için çok önemli bir adım oldu. Keşke yapay zekâ ile üretilen şarkıları filtreleyen, aralarında gerçekten çok iyi olanları seçip sanatçılara sunan, alanında uzman aranjörler ile düzenlemesini yapan bir kurum olsa…
Yapay zekâ ile müzik üretmeye başladığınız ilk dönemle bugün arasında yaklaşımınız değişti mi? Artık bir şarkı üretirken “şunu kesinlikle AI’a bırakmam” dediğiniz noktalar var mı?
Serdar Demirkollu:
Tabii ki var. İlk günler özentisiz komutlar ile sadece şarkının bölümlerini yazarak, tarz seçerek üretim yapıyordum. Zamanla kendimi geliştirdim. Yapay zekânın hangi komutları farklı algıladığını, hangi Türkçe kelimeleri İngilizce gibi algıladığını, şarkı kısımlarını net şekilde (nakarat, köprü, solo vb.) kendim ayarlamam gerektiğini biliyorum.
Şarkı isimlerinize ve üretimlerinize baktığımızda aşk, ilişkiler, eksiklik, kırılma ve içsel duyguların hâlâ önemli bir yer tuttuğunu görüyoruz. Roman yazarı Serdar Demirkollu ile şarkı sözü yazarı Serdar Demirkollu arasında nasıl bir bağ var?
Serdar Demirkollu:
Şarkı sözlerim ve isimlerine çok özen göstermeye çalışıyorum. Fazla duyulmamış olmaları beni cezbediyor. Özendiğim belli bir şarkı yazarı yok. Kendime has özgün bir tarzım olduğunu düşünüyorum. Yazdıkça kendi kendime teknikler geliştirdim. Genel olarak kafiyeli şarkılar yazmayı tercih ediyorum. Kelimelerle oynamak beni çok iyi hissettiriyor. Duyguları haykırmak gibi bir tarzım var. Bu nedenle çoğu zaman çaresiz âşıkların dilinden yazıyorum. Belki de gençliğimde yıllarca süren yaşadığım platonik aşktan ötürüdür. İlk zamanlar duygusal ağırlıklı yazıyordum ama zamanla hareketli şarkılar yazmaya yöneldim. Sanırım burada roman yazarlığı devreye giriyor. İkilem ismindeki romanımı gözlem yeteneğime dayanarak çok iyi kurgulamıştım. Yine bu gözlem yeteneğim ile aldığım notları, anlatmak istediğim konu ile birleştirerek hareketli şarkıları ortaya çıkarıyorum.
Çocuk kitabı yazarken başka, şarkı sözü yazarken başka bir Serdar Demirkollu görüyor muyuz? Yoksa bütün bu üretimlerin altında aynı anlatıcı mı var?
Serdar Demirkollu:
Çocuklar ile ilgili üretirken öncelikle eğitimci bir baba gözünden bakıyorum. Kitabımda da şarkılarımda da çocuklara önemli mesajlar vermek, akıllarında kalmak önceliğim oluyor her zaman. Benim yazdığım her ne olursa olsun, çocuğun ve ailesinin beğenmesi, önemsemesi gerekiyor…
Gökyüzündeki Denizyıldızı ile çocuk edebiyatına girdiniz. Çocuklar için yeniden bir kitap ya da başka bir çocuk hikâyesi üzerinde çalışıyor musunuz?
Serdar Demirkollu:
Gökyüzündeki Denizyıldızı ilk göz ağrım. Devamı gelecek ama ülke şartlarında giderleri yüksek bir esnaf olarak kitap yayımlatmak ciddi bir gelir gerektiriyor. Düşük gelirle yayınlayan yayınevlerinin şartları da bana cazip gelmiyor. Doğru zamanda şu an baskıya hazır olan “Hiç Kullanılmayan Renk” isimli çocuk kitabım ile çocuklarla tekrar buluşmayı hedefliyorum. İsminden de anlaşıldığı gibi renklerin dünyasında çok keyifli bir yolculuk yapacağız ve bu hikâyeye özel yazdığım 5 (şimdilik) çocuk şarkısı ile dans edeceğiz.
Peki yetişkin okurlarınızı yeniden buluşturacağınız bir roman var mı? Yakında bizi bekleyen yeni bir kitap projesinden söz edebilir misiniz?
Serdar Demirkollu:
İkilem’den sonra Döngü isimli bir konu kafamda canlanmıştı ama henüz onunla ilgili ciddi bir yol almadım. İleride belki olabilir ama şu an düşünmüyorum.
Yazarlık, çocuk kitapları ve müzik arasında gidip gelen bir üretim hayatınız var. Bundan sonraki Serdar Demirkollu’nu düşündüğünüzde kendinizi en çok hangi alanda görmek istiyorsunuz?
Serdar Demirkollu:
Çocuk kitabı yazarlığını çok önemsiyorum ama şarkı yazarlığı kısmında hayal ettiklerimi gerçekleştirebilirsem o yolda ilerlemek istediğimi dürüstçe ifade edebilirim.
Son olarak, yıllardır yazan ama üretimini farklı biçimlerde sürdüren biri olarak bugün 2012’deki İkilem’in yazarı Serdar Demirkollu’na bir cümle söyleme şansınız olsaydı ona ne söylerdiniz?
Serdar Demirkollu:
Söyleyeceğim tek şey kesinlikle “Sosyal medyayı çok önemse, sürekli görünür ol ve bütün şartlarını zorla, bol bol reklam yap” derdim. O yıllarda bugünleri öngöremedim. Sosyal medya hesabının kitlesinin fazlalığı ve çok görünür olmanın sağladığı geri dönüşleri akıl etseydim belki de yazarlıkta çok farklı yerlerde olabilirdim…
Serdar Demirkollu’ya zaman ayırdığı ve sorularımı içtenlikle yanıtladığı için bir kez daha teşekkür ederim. Bundan sonra hangi hikâyenin peşinden gideceğini ben de merak ediyorum: yeni bir çocuk kitabına mı, yıllardır aklında duran bir romana mı, yoksa yeni bir şarkıya mı?
Yol en baştan çizilmiyor bazen. İnsan anlatmaya devam ettikçe kendi yönünü buluyor. Serdar Demirkollu’ya da bu yolculukta gönlünce ilerlemesini dilerim.
Melih Şafak Özgür
Serdar Demirkollu’yu keşfetmek için:
Verimli güzel bir söyleşi olmuş emeğinize sağlık kendisini tanımış olduk başarılar dilerim bundan sonrası içinde...
Yine harika bir hasbihal ile Serdar Bey'i tanımış olduk. Empatiyle sorulmuş sorular, içtenlikle verilmiş cevaplar. Seslendiremiyorum, besteleyemiyorum kısmında da kendimi gördüm. Sanatçıyız diye yana yakıla ortalıkta gezmiyoruz. Bırakın insanlar şiirler yazsın, şarkılar yapsın, müzikle uğraşsın. Yolunuz açık, çamaşır makinelerinizin beyinlerinin ömrü uzun olsun.
Bir yazar olarak kendisini tebrik ve takdir ettiğimi söylemek istiyorum. Elbette yazarlık yolculuğu da yolda ilerleyerek gelişen bir süreç. İçinde parlayan yeteneğe özen gösterip üretim yapan her insana özel bir saygım var. Bir çok kişi yapay zekânın ve teknolojinin doğru kullanılmasını savunurken aynı zamanda sanatsal üretime eleştiri ile bakılması da ironik bir durum. Bence bu hayatın keyfi, birçok saçma yoruma karşı üç maymunu oynayarak çıkıyor. Biz yolumuza devam edelim.
E.S.
Bir şeyler üretip bir de üstüne sanki suç işliyormuş gibi sürekli kendini savunmak zorunda bırakılmak ne kadar kötü bir durum ya. Resmen çok iğrenç bir mobbing var kendini sanatçı zanneden aptal bir kesim tarafından uygulanan. Ai müzik üretimi çıktığından beridir 'sanatçı'lara çok mesafeliyim. İşini layığıyla yapmaya çabalayan herkesin yolu açık olsun...