ŞARKILARDA AMBİVALANS
Ambivalans, bir kişiye, nesneye, duruma veya düşünceye karşı aynı anda zıt duyguların, düşüncelerin veya isteklerin eş zamanlı olarak hissedilmesi durumu olarak tanımlanır.
Ambivalans deyimini ilk ortaya atan Eugen Bleuler istem alanında, düşünsel alanda, duygu alanında üç ayrı ambivalans olduğunu benimsemiştir.
Bu kitabi bilgilerden sonra duygu alanındaki ambivalansı merkeze alarak yönümüzü aşka çevirelim ve bir başka varlığa duyulan derin sevgi diye açıklanan, hem olumlu hem de olumsuz bir duygu olarak kabul edilen aşkın içinde ekseriyetle yaşanan ambivalansın tarifini kalemimin çabasına bırakalım.
Ah ederken ona zarar gelme ihtimalinin gönlümüzde ince bir sızı oluşturduğu anda başlar ambivalans. Haksızlığa uğramış her zerremizin hâlâ onu istiyor oluşunu hazmedemeyen aklımızın çaresizliğinde kendini doğurur ya da bir insanı hayatımızın merkezine koyup dünyayı onun etrafında döndürmenin verdiği bağımlılık hissini yaşatan kendimize kızışımız, âşık olduğumuz insana nefretle tezahür ederken içine düşürüverir bizi.
Az çok durumu anlatabildiysem gelin çoğunluğunun konusu bu iflah olmaz duygu olan şarkılarda ambivalansın nasıl dile getirildiğine bir bakalım.
Sezen Aksu “Sarışın” şarkısında “Seni hem sevdim, hem senden nefret ettim “diyerek lafı hiç dolandırmadan ‘Bana ambivalansın şarkısını söyleyebilir misin?’ sorusuna cevap verir âdeta.
“Ah ne zormuş bitsin demek
Hâlâ severken seni
Biz hiç beceremedik
Sevmeyi de terk etmeyi de”
sözleriyle Model “Değmesin Ellerimiz” de ambivalansın; karar almakta zorlanma, sık sık fikir değiştirme, aynı konu üzerine tekrar tekrar düşünme, bir şeyi hem isteme hem istememe hâli, davranışlarda tutarsızlık ve kararsız eylemler, duygusal dalgalanmalar, içsel huzursuzluk ve gerginlik belirtilerini bir kıtaya sığdırır.
Mavi Sakal “İki Yol” adını verdiği şarkısında

“İki yol var demiştin
Hangisini seçeyim
Korkma bebeğim
Hepsinin sonu aynı”
deyip notaları bağlarken ambivalanstaki iki zıt duygunun hemen hemen birbirine eşit şekilde yaşandığını anlatarak, içsel çelişki yaşamamanın neredeyse imkânsız olduğu durumunu ruhumuzun içine yavaş yavaş yedirir.
Yalın ambivalans hâllerini betimleye betimleye bitiremediği,
“Kalp yenik, akıl kanmıyor, sözler sahte
Siyahına pembe inandırılmış birliktelik
Gündüzüne mumlar yaktırmış emanet aşk yenik”
dizelerinin yer aldığı âdeta ambivalansın manifestosu olan “Sahte” şarkısını tüm nahifliğiyle işitme duyumuza emanet eder.
Türk Halk Müziği eserlerinde de çok fazla değinilen aynı kişinin hem dert hem derman olma ikilemini Teoman “Gönülçelen”de kendine has tarzıyla “Hem yara bandım hem yaram" diye tabir ederek gönüllerimizi çeler.
Yıldız Tilbe “Vazgeçtim” de, “Yatağımdasın kırk yıllık yabancı “ diye hem yakın hem uzak olduğu aşkının muhatabına seslenerek “Vazgeçti direnişim” cümlesinde bahsi geçen kararın, birkaç mısra ötede yazdığı “Vazgeçtim yana yana” sözleriyle yaşadığı ambivalansla derin bir acı içerisinde, zorlanarak alındığını her zaman olduğu gibi haykırarak göğsümüze bir yumru gibi bırakır.
Uzatmamak adına şarkıların uçsuz bucaksız evreninde dinlediğim bir sürü şarkı içinden kendimce birkaç örnek vermeye çalıştım. Her şarkı kıyısından, köşesinden, ufak bir yerinden ambivalansa dokunuyor sanki.
Yazıyı yazarken dinlediğim şarkılardan ve ambivalansın aşkın içinde yer alırken insana yaşattığı, içsel çatışmalar, duygusal kararsızlık, gelgitler, bir türlü kırılamayan mental döngü gibi baş edilmesi zor hâlleri düşünürken yaptığım çıkarım şu oldu: Aşk çiğköfte gibidir, ağzın yanar ama yemeye devam edersin.
İçimdeki filozof yemek yemeyi seviyor arkadaşlar.

Bizim filozoflar kardeş galiba
Ne güzel ifade etmiş. Şirazi'den yaptığın alıntıyla da iyice anladım ki bir insanı şair yapan başlıca hal ambivalansmış.
"Haksızlığa uğramış her zerremizin hâlâ onu istiyor oluşunu hazmedemeyen aklımızın çaresizliği” dediğin yerde koptum gittim düşüncelere. Birini hem suçlayıp gitmesini isterken içinden kalması geçmesi, insanın kendisi üzerinde sandığı kadar güçlü olmadığını yüzüne vuran o hâl... Bir de bütün bunları dramatize etmeden uzun uzun çözümleyip sonunda çiğ köfteye bağlamana bittim. Ciddi ciddi meselenin içine girmiş, kurcalamış, tam beni ağır bir duygunun içine sürükleyecekken zıt duyguları aynı anda yaşatan o şarkı şaheserleriyle bir anda kendimi çiğ köfte masasında buldum. :)) Muhteşemdi. Zihnine, yüreğine sağlık. Ha bir de kalem tutan ellerine...
Sondaki resime bayıldım gerçekler efenim aşk karın doyurmaz çiğköfte MiiSs😁
Der hafız şirazi... ne kadar güzel anlatmışsın aşkın varlıkta ki sancılı halini biliriz zaman zaman ama bu bile bizi aşka uzak tutamaz.. Yüreğine sağlık emeğine sağlıksağlık🍀🍀