top of page

Elif Sağım: Bir Romanın Ardından Yazarı Merak Etmek

Güncelleme tarihi: 6 gün önce

İçimde Uhde Kalan Elif Sağım

Bazı kitaplar vardır; hiç bitmesin istersiniz, bazılarıysa bir solukta okunur ama ardından uzun uzun düşünürsünüz. Öylesine hayatın içinden, öylesine gerçektir ki yazarıyla da bağ kurar, onu da merak etmeye başlarsınız.

İçimde Uhde Kalanı okuduktan sonra bende kalan şey biraz da bu meraktı.

Elif Sağım, 1982 yılında Zonguldak’ın Devrek ilçesinde doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini burada tamamladı. Yazarlık yolculuğunda doğru ve etkili konuşma ile yaratıcı yazarlık üzerine eğitimler aldı. İçimde Uhde Kalan, 2024 yılında Odessa Yayınevi tarafından yayımlanan ilk romanı.

Romanın merkezinde Esra’nın hayatı var. Esra’nın hikâyesi yalnızca tek bir kadının başından geçen olaylar üzerinden okunamaz; çünkü roman, birçok kadının hayatından izler taşıyor. Eğitim isteği, aile tarafından çizilen sınırlar, kadın olmanın beraberinde getirdiği beklentiler, evlilik, annelik ve bütün bunların arasında insanın kendisi için kurduğu hayat, romanın asıl damarını oluşturuyor.

Bu yüzden kitabın adı da yalnızca gerçekleşmemiş bir arzuyu ifade etmiyor. “Uhde” kelimesi roman boyunca daha geniş bir anlam kazanıyor. İnsan bazen yapamadığı bir şeyle, yapabilecekken yapamadığı, yapmak isterken vazgeçtiği, başkalarının koyduğu sınırlar yüzünden ertelemek ya da hayatını adamak zorunda kaldığı sorumluluklarıyla yüzleşiyor. Kimi zaman bir hayal, kimi zaman verilmemiş bir karar, kimi zaman da insanın kendi hayatına dair söyleyemediği bir cümle olarak kalıyor içinde.

Elif Sağım’ın yazarlığında dikkatimi çeken noktalardan biri kadınların hayatına ilişkin bu meseleleri merkeze alması. İçimde Uhde Kalanda eğitim ve bireysel özgürlük üzerinden ilerleyen bu çizginin, üzerinde çalıştığı ikinci kitapta çocuk gelinler meselesine uzanacağını kendisi daha önce yaptığı bir açıklamada dile getirmiş. Bu da ilk romanında karşımıza çıkan meselelerin rastlantısal olmadığını düşündürüyor. Sağım, insan hayatında özellikle de kadınların hayatında toplumun, ailenin ve içinde bulunulan şartların bıraktığı izlerin peşinden giderek farkındalığı artırmak istiyor.

Dolayısıyla İçimde Uhde Kalanı yalnızca ilk roman olarak değerlendirmek yerine, Elif Sağım’ın edebiyat dünyasında hangi soruların peşinden gideceğini gösteren bir başlangıç olarak okumak daha anlamlı geliyor bana.

Üstelik Sağım’ın yazarlığı yalnızca kendi kitaplarıyla sınırlı değil. Devrek ve Batı Karadeniz’deki edebiyat çevresinde aktif biçimde yer alıyor. Batı Karadeniz Edebiyat Topluluğu’nun Devrek temsilciliğini üstlenmesi, çeşitli edebiyat etkinliklerine katılması ve kitap okuma kampanyalarında görev alması, onun yazarlığını yalnızca masa başında sürdürülen bireysel bir uğraş olarak görmediğini de gösteriyor.

Kendisiyle daha önce Instagram üzerinden birbirimizi tanıyor, zaman zaman selamlaşıyorduk. Kitabını okumadan önce de adını ve yazarlığını biliyordum. Fakat bir yazarı uzaktan tanımakla onun dünyasına yazdığı bir kitap aracılığıyla girmek arasında önemli bir fark var. İçimde Uhde Kalanı okuduktan sonra Elif Sağım’a dair bildiklerim, kitabın bıraktığı izlerle birlikte başka bir anlam kazanmaya başladı.

Çünkü kitabı okurken Esra’nın hikâyesinin yalnızca bir karakterin hayatından ibaret olmadığını daha açık biçimde görmeye başlıyorsunuz. Eğitim, aile baskısı, kadınların önüne konulan sınırlar, evlilik, annelik ve insanın kendi hayatı üzerinde söz sahibi olma isteği, romanın içinde birbirinden bağımsız meseleler olarak değil, aynı hayatın farklı dönemlerinde karşısına çıkabilecek gerçeklikler olarak duruyor.

Bir noktadan sonra ister istemez şu soru ortaya çıkıyor:

Bir kadın kendi hayatından ne kadar vazgeçebilir?

Daha önemlisi, bir kadının kendi hayatından vazgeçtiğini fark etmesi ne kadar zaman alır?

Sanırım kitabın “uhde” dediği şey de tam burada anlamını genişletiyor.

Bu nedenle İçimde Uhde Kalanı yalnızca tamamlanmış bir roman olarak değerlendirmek doğru olmaz. Kitap aynı zamanda Elif Sağım’ın nasıl bir yazar olmak istediğine dair bazı ipuçları taşıyor.

Gerçek hayatlardan etkilenmek, çevresindeki insanların yaşadıklarını gözlemlemek, farklı hayatların duygularını tek bir karakterin dünyasında bir araya getirmek ve ardından o karakter üzerinden okura bazı sorular bırakmak… Bunların hepsi Sağım’ın yazarlık anlayışının ilk kitabında kendini gösteren tarafları.

Bir yazarın hayatından ne kadarının kitabına sızdığını, hangi karakterin hangi gerçeklikten doğduğunu, bazı olayların neden özellikle seçildiğini ve insanın kendi hayatında yaşadığı şeyleri edebiyata dönüştürürken nerede durduğunu düşünmeye başlıyorsunuz.

Elif Sağım’la yapacağımız söyleşinin çıkış noktası da tam olarak burada.

İçimde Uhde Kalanın nasıl ortaya çıktığını, Esra’nın dünyasının hangi gözlemlerden beslendiğini, gerçek hayatla kurgu arasındaki sınırı nasıl çizdiğini, kadınların hayatına dair meselelerin neden yazarlığında bu kadar belirgin bir yer tuttuğunu ve ilk romanının yayımlanma sürecinin ona neler öğrettiğini konuşacağız.

Gelin ondan dinleyelim.

İçimde Uhde Kalan'ın merkezinde, birçok kadının sessizce içine gömdüğü hayaller ve ertelenmiş hayatlar var. Sizin yazarlık serüveninizde ya da çevrenizde tanık olduğunuz hangi gerçek hikâye veya “uhde”, bu romanın ilk kıvılcımını oluşturdu?

Elif Sağım:

Yalnızca doğup büyüdüğüm küçük şehirde değil, eşimin işi dolayısıyla taşındığım, herkesin orada yaşadığında hayatının mükemmel olacağına inandığı o metropolde yani İstanbul'da tanıştığım arkadaşlarım vardı. Okuma hayali yarım kalan, kendi misyonunu bulmakta cesaret edemeyen hatta şahsi olarak bir adım atamayacağına inanan kadınlar tanıdım. Onları dinledikçe kendimde bulduğum ortak pişmanlıkları görmeye başladım. Kadınların çoğunun kendinden vazgeçerek hayatına yön verdiğini, yalnızca ev hanımı ve anne olarak yaşamak zorunda kaldıklarına inandıklarını gözlemledim. Tüm bunları sorguladıkça eşlerimizin ya da çocuklarımızın kendimiz olmamıza engel olmadığını onlarla birlikte hayatımıza kendi istediklerimizi ve hayallerimizi katarak da devam edebileceğimizi onlara söylemek istedim. Bu farkındalığı bir çok kadına anlatabilmenin benim için en etkili yolu yazmaktı. 

Esra'nın hikâyesinde eğitim, aile, evlilik ve kendi hayatını kurma isteği sürekli birbirleriyle çatışıyor. Esra'yı oluştururken zihninizde önce nasıl bir kadın vardı? Onun hikâyesini yazmaya başladığınızda, karakterin sizi şaşırttığı veya sizin planladığınızın dışına çıktığı anlar oldu mu?

Elif Sağım:

Esra, sürekli kendi ile çelişen bir karakter. Öğrenilmiş, ezberlenmiş bir hayatın içinde, kendi benliğinden haykıran sesi duymakta zorlanmıyor ama o sesi dinleyip onun söylediklerini yapmak için gerekli cesareti bulamıyor. Onu yazarken fantastik bir kahraman gibi yüceltmek gerçek dışı olacaktı. Ayrıca onu çok pasifleştirmek de gerçek yaşanan olaylara karşı aşırı korkak gösterirdi. Bu yüzden onu tam da olduğu gibi yansıtmaya çalıştım. İlham ve cesaret kalbinde alev alev yanıyorken, gerçek hayatın toplumsal dayatmaları karşısında susmak zorunda kalsa da  yine de cesurca karar verebilmeliydi. Onu hayal ettiğim karakterin dışına çıkmadığını söyleyebilirim.

Kitabı okurken bazı bölümlerde bunun tamamen kurgu olduğunu düşünürken, ilerledikçe gerçek hayatların izlerini daha fazla hissettim. Farklı insanların yaşadıklarından ve pişmanlıklarından yola çıktığınızı biliyoruz. Gerçek bir hayatın acısını ya da mücadelesini kurguya taşırken, gerçek kişiyle karakter arasındaki o ince çizgiyi nasıl koruyorsunuz?

Elif Sağım:

Bir eseri yazarken, gerçek bir hikâyeyi olduğu gibi anlatmak için o olayın gerçek kahramanından resmî ve yazılı izin almalısınız. Aksi takdirde bu özel hayatın ihlali söz konusu olur. Ancak bir de kişinin hayatını anlatmak için "Kimliğimi açığa çıkarmadan yazabilirsin," dediğinde olayların bazılarını gerçeğe uygun şekilde kısmen veya tamamen,  kişi adlarını değiştirerek yazabilirsiniz. Böylece hem esinlendiğiniz kişinin haklarını korur hem de ihlal yapmamış olursunuz. Bir olayı da benzer şekilde aynı sonuca ulaştırarak kurgulayıp yine de gerçek hayatta yaşanması mümkün bir olay üzerinden yazdığınızda gerçeklerden esinlenmiş oluyorsunuz. Bunu oturtmak her zaman kolay olmuyor ama uzun uğraşlardan sonra bir yolunu buluyorsunuz.

Bir kadının kendi hayatından uzaklaştığını veya kendi hayallerini ertelediğini fark etmesi sizce nasıl bir süreç? Bu fark ediş çoğu zaman büyük bir patlamayla mı geliyor, yoksa insan bunu fark etmeden yavaş yavaş kendi hayatının dışına mı çıkıyor?

Elif Sağım:

Hatırlarsanız eserin "Bir döngüde kaybolmak" adında bir bölümü var. İnsan uzun bir süre aynı alışkanlıklar içinde yaşar. Bu alışılmışlık, sürekli aynı tekrar içinde yaşamak bir süre sonra insanda önce sıkılmaya sebep olur sonra da bir arayış içine girmeye zorlar. Bir hobi edinir ya da zaten var olan bir kararı gerçekleştirmeye çabalar ama sonra birden vazgeçer. Bu insanda konfor alanı oluşturur. Kişisel gelişim uzmanlarının, psikologların bile danışanların da aşmalarını istediği bir şeydir. İşte tam da burada insan kendini bir döngünün içinde bulur.  Bu döngü de bir süre sonra kişinin ruhsal dayanıklılığına bağlı olarak ya depresyonla devam eder ya da tam tersi bir itici güç gibi etki edip ilerlemesine vesile olur. Ve evet, bence kişi bunu yapmadığı zaman kendi varoluş amacının dışına çıkmış olur. 

Romanda “keşke” duygusu oldukça güçlü. Sizce insanın içinde en uzun süre kalan şey gerçekleşmemiş bir hayal mi, yoksa zamanında verilememiş bir karar mı?

Elif Sağım:

Aslında her ikisi de birbirine bağlı. Zamanında verilmemiş her karar, gerçekleşmeyen hayallere gebedir. O kararı daha önce verebilseydiniz, şimdi onun sonuçları doğrultusunda adımlar atıyor olacaktınız. Şöyle izah etmek isterim: her insanın bir varoluş amacı var bunu gerçekleştirmek için bu hayatta bazı kararlar vermesi gerekir. Bu kararların ne olduğunu kalbimizde hissettiklerimiz bize gösterir. Biri keman çalmak ister ama fakir bir ailede doğduğu için zaten yapamam deyip vazgeçer. Fakat sürekli bunun pişmanlığını yaşayıp keman çalma hayaliyle yaşar, ta ki bir gün elindeki tek birikimi ile keman alıp çalmaya başlayana kadar. Sonra kısa sürede keman virtiözü olur. Bu hayat zaten ruhsal planında olduğu için kalbinde hep bu hayalin ateşi yanıyordur. Aslında herşey yaşam planını ve bu hayattaki varoluş amacımızı anlayınca kolaylaşıyor. Ama ne yazık ki insanlar dünyevi duygu ve bilinçle hareket ettikleri için bunu görmelleri zor oluyor.

Kitaptaki diyabet bölümü, kızınızın yaşadığı gerçek bir deneyimden izler taşıyor. Bir anne olarak kızınızın yaşadığı bir süreci önce hayatın içinde deneyimleyip sonra bunu bir karakterin hikâyesine dönüştürmek sizin için nasıl bir duyguydu? O bölümü yazarken kendi duygularınızla yazar olarak anlatmak istedikleriniz arasında bir mesafe koyabildiniz mi?

Elif Sağım:

Ben hâlâ bu eser üzerinde çalışırken kızım diyabet tanısı aldı. Bu süreç beni bir kaç yıl yazmaktan uzaklaştırdı. Diyabet tanısını kabullenmekte çok zorlanmadık ancak o sorumluluğu en iyi şekilde yerine getirmeye çalışmanın vermiş olduğu yükümlülük çok ağırdı. Diyabette ilk beş yılımızı sudan çıkmış balık gibi yaşadık. Elimize her yiyecek için özenle hazırlanmış karbonhidrat, porsiyon ölçüsü gibi elzem bilgileri içeren sayfalarca liste verildi. Sürekli şekerini ölçmek için iğne batırıp kanatmak zorunda kaldığımız minicik parmaklarla yüzleşiyorduk. İnsan çocuğunun ne çok yemek yedi diye sevindiği bir zaman diliminden saatler içinde "Ne kadar çok yedi? Karbonhidrat ölçüsünü geçmemeliyiz." endişesine evriliyor. Tüm bu süreci yazarken sürekli ağladığımı hatta bu soruyu cevaplarken bile boğazımda düğümler oluştuğunu söylemeliyim. Yazmak uzun sürdü. Belki yazmasam da olurdu. Fakat yaşadığımız o süreçte tip 1 diyabete dair insanların hiçbir bilgisi olmadığını gözlemledik. Eserime devam etmeye karar verdiğimde Esra'nın yine bir gerçekle yüzleşmesi gerekiyordu. Ben de hem tip 1 diyabet farkındalığı yaratmak hem de kahramanı yeni bir döngüye sokan hayatın içinden güçlü bir etken olan sağlık problemine bir örnek olarak kendi hayatımdan bu kesiti yazmaya karar verdim. Mesafeyi koruyabildim mi? Bilmiyorum, umarım yapabilmişimdir.

İlk romanınız olması nedeniyle İçimde Uhde Kalan sizin için yalnızca bir hikâyenin tamamlanması değil, aynı zamanda yazarlığa dair ilk büyük deneyim. Bugün kitabı yeniden yazıyor olsaydınız, “Bunu artık farklı yapardım” dediğiniz bir şey olur muydu?

Elif Sağım:

Aslında her yeni baskı da eseri geliştirme ve yeniden yazma şansım var. Bunu ilerleyen zamanlarda belki yeniden düşünebilirim. Betimlemelere ve duyguya daha çok yer veririm belki. Ama yine de ilk baskı her zaman orijinal sayılır.

İlk kitabınızın yayımlanma sürecinde editöryal açıdan bazı sorunlar yaşadığınızı ve ilk eseriniz olması nedeniyle yayınevine daha fazla güvendiğinizi söylediniz. Bu deneyim size bir yazar olarak ne öğretti? İkinci kitabınızın sürecinde artık özellikle nelere daha fazla dikkat edeceksiniz?

Elif Sağım:

Bir yazar her zaman yeni bir yazıya başlarken ilk önce aklındakini olduğu gibi yazar. ilk taslak aşaması bitince defalarca üzerinden geçer ve gerekli düzenlemeleri yapar. Evet, eseri her okuduğumda ilk roman heyecanı ile gözümden kaçan çok hata oldu. Bundan sonraki süreçte düzenleme konusunda daha tedbirli davranarak ilk editör düzenlemesini elimden geldiğince düzgün yapmaya karar verdim.

İlk romanınızdan ikinci kitabınıza baktığımızda kadınların hayatlarına müdahale eden toplumsal koşulların yine merkezde olduğunu görüyoruz. Bu kez "çocuk gelinler" meselesini ele alıyorsunuz. Bu konu sizi ilk olarak ne zaman ve nasıl yazmaya yöneltti?

Elif Sağım:

Tanıdığım iki kadın, bana hikâyelerini anlatırken, içlerindeki kederi ve "keşke"leri de apaçık itiraf ediyordu. Benim evlendiğim yaşla onlarınki arasında çok fark vardı. Üstelik aynı çağın kadınlarıydık ama aynı koşullara sahip değildik. Benden sadece bir kaç yaş küçüklerdi fakat benden daha ağır bedeller ödedikleri bir hayatı omuzlamışlardı. Bu beni derinden etkiliyordu. Üstelik annem de çocuk gelinlerden biriydi. Onun hikâyesini her dinlediğimde sanki bu durum sadece eskiden yaşanan bir gerçekmiş gibi gelirdi. Fakat benimle aynı yüzyılda doğan kadınların da hâlâ bunu yaşamaya devam ettiğini görmek beni sarstı. Bunu bitirmek, bu durumun hâlâ var olduğunu insanlara göstermek, tepkimi belli etmek istiyordum. Bu duygu bende yazma isteğinden yıllar önce oluşup göğsüme bir taş gibi yerleşip kalmıştı. İlk romanımın olumlu dönütlerinin verdiği güç ve cesaret ile çocuk gelinler konusunu topluma tekrar hatırlatmak istedim. Çünkü tüm dünya ama özellikle bizim ülkemizde ne yazık ki kız çocuklarını hâlâ değersizleştirmeye çalışan bir zihniyet mevcut.

Çocuk gelinler gibi gerçek hayatta çok ağır karşılığı olan bir meseleyi edebiyata taşırken, konunun yalnızca dramatik yönüne yaslanmadan insan hikâyesini korumak sizin için nasıl bir yazarlık sorumluluğu oluşturuyor?

Elif Sağım:

Çocuklar deyince insanlar genellikle konuyu yüzeysel ele alıyor. Evet, çocuk yaşta evlendirildiler, okul ve oyun çağındalar, henüz kendini bilmedikleri yaşta erkek hizmetine veriliyorlar vs. Fakat bunun daha derinin de onların hayatından kalbinden geçen bıçak kadar keskin deneyimleri gören çok az kişi var. Bedenine dair hiç bir bilgisi olmadan, kendi cinsiyet kimliği ve algısı daha kişiliğine yerleşmeden, hiç tanımadıkları ve kendilerinden yaş olarak çokça büyük erkeklerin dürtüleri için kurban edilen insanlar kız çocukları. Kitabımın genç ve yetişkin yaş guruplarına uygun olması için birçok şeyi imalara dayanarak anlatmaya çalıştım. Ancak bunu yapmak pek kolay olmadı. Onların yaşadığı korku ve acıları onların gözünden onların kalbinden yansıtmaya çalıştım. İstedim ki herkes onları daha iyi anlasın, empati kurarak bir nebze de olsa onları hissetsinler. Eğer bir yazar olacaksam, bunu topluma gerçekten faydası olacak şekilde yapmalı ve insanlara görmediklerini göstermeli duymadıklarını duyurmalıyım. Çünkü yazarlık; benim için bir keyif değil, insanları bilinçlendirmek adına seçtiğim bir yol. 

İlk kitabınızdan sonra yazarlığa bakışınızda bir değişiklik oldu mu? İçimde Uhde Kalan'ı yazan Elif Sağım ile bugün ikinci kitabını yazan Elif Sağım arasında nasıl bir fark görüyorsunuz?

Elif Sağım:

İlk romanımı yazarken çok daha çekingendim. "Acaba burayı yazsam mı?" ya da "Bunu yazarsam yanlış anlaşılır mıyım?" gibi birçok soru ve endişenin altında kendimi çok sıkışmış hissederek ilerledim. Ama artık korkmuyorum. Sadece okurun yaş kitlesine dikkat ederek, o hikâyede, o bölümde neyi anlatmak istiyorsam onu yazıyorum. Kendimi kısıtlamayı düşünmüyor ve yanlış anlaşılma endişesini taşımıyorum.

Batı Karadeniz Edebiyat Topluluğu'ndaki çalışmalarınız ve özellikle kitap kampanyaları gibi faaliyetleriniz, edebiyatı yalnızca yazıp yayımlanan bir metin olarak görmediğinizi düşündürüyor. Edebiyatın çevrenizdeki insanlara, özellikle kadınlara dokunduğunu hissettiğiniz bir an oldu mu? Olduysa, bu deneyim yazma motivasyonunuzu nasıl etkiledi?

Elif Sağım:

Elbette edebiyatın insan üzerindeki etkisi yadsınamaz; çünkü kelimelerin gücü önemlidir. Bir ressamın bir tablosunu bir iki kişi belki ancak doğru yorumlar. Çünkü herkesin gördüğü farklıdır. Fakat kelimeler öyle değil. Söylenen bir söz, kurulan bir cümle, duyanı ya da okuyanı doğrudan etkiler. Çıkaracağı anlam, alacağı mesaj farklıdır belki ama daha açık daha nettir. Yüzyıllardır var olan klasikler arasına girmiş bir çok eserde her insan kendinden birşey bulmuş ve hayatına muhtemelen yeni bir yön vermiştir. Sadece kendi eserim üzerinden aldığım dönütlerde defalarca "İyi ki yazmışım," dediğim anlar çok fazla ve bu bana yazmak için muazzam bir cesaret, güç ve özgüven sağlıyor.

Son olarak, İçimde Uhde Kalan'ı bitiren bir okurun kitabı kapattığında yanında ne götürmesini isterdiniz? Bir duygu, bir düşünce ya da kendi hayatına dair değiştirmek istediği bir şey olabilir...

Elif Sağım:

İçimde Uhde Kalan'ı okuyan her insanın kendiyle yüzleştiğini görüyorum. Hayallerini önlerine serip keşkelerini yineliyorlar. Ancak ben bu eseri onları pişmanlığa sürüklemek için yazmadım. Bu eserle onlara bastırdıkları cesaretlerini yeniden kazandırmayı amaç edindim. Bu yüzden, o eski kimliklerini karşılarına alıp sevgiyle sarılsınlar ve elinden tutarak "Hepsi geride kaldı, artık ayağa kalkıp cesurca ilerleme zamanı." diyerek kendi ellerinden kendileri tutsunlar istiyorum.

Elif Sağım

Bu içten cevapları için Elif Sağım'a gönülden teşekkür ederim. İkinci kitabını ve edebiyatta ele alacağı yeni hikâyeleri merakla bekliyorum.

Elif Sağım: Instagram

Melih Şafak Özgür

Yorumlar


bottom of page