Beni Kim Yazdı
- Melih Ş. Özgür

- 29 Kas 2025
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 22 Ara 2025
Beni Kim Yazdı
(Yani gerçekten? Yazdı mı, yazdırıldı mı, belli değil.)
Bu kitabın adını koyduğum gün, saat 15.42 civarıydı. Bilgisayarda boş bir Word belgesine “Beni Kim Yazdı” yazıp Enter’a bastım. Sonra bir şey olmadı. Üç dakika ekrana baktım. Sekiz dakika boyunca klavyeye dokunmadım. Sonra kalkıp çay koydum. Geri döndüğümde hâlâ sadece başlık vardı ama garip bir şekilde çok yorgundum. O anda anladım ki ben bu kitabı yazmayacağım, bu kitap beni yazacak ve hiç acımayacak.
Süreç öyle başladı. Günlerden pazartesiydi. Hani bazı pazartesiler vardır ya, motivasyon dolu, “Bugün her şey değişecek” havası… Heh, onlardan biri değildi. Zaten yazar olmak gibi büyük bir karar da almadım. Sadece “Şu içimdekileri bir yazayım” diye açtım bilgisayarı, bir baktım günler geçmiş ne var ki sayfa 2’ye geçememişim.
Sonra bir dönem başladı ki… Kelimeler değil, bahaneler yağmaya başladı. “Bu gece yazamam çünkü hava basık.” “Bu hafta olmaz çünkü içim buruk.” “Bugün ayın 7’si, 7 uğursuz.” Bu kadar zorlama bahaneyi yan yana koysan roman olur ama tabii onları yazmak istemiyor can. Yazmak, çok istiyormuş gibi davranıp her defasında mutfağa kaçmak gibi bir şeydi. Ben çok uzun süre o mutfakta kaldım.
Sabah kalkıp “Öğlen yazarım” dedim, öğlen oldu “Akşam daha sakin olur” dedim, gece 00.03’te “Yarın sabah çok temiz bir kafayla başlarım” dedim.
Sonra "Artık çok ciddiyim” dönemi girdi.
Kitapla ilişkim zamanla Stockholm sendromuna dönüştü. Yazmak istiyorum ama yazdıkça kendi içimdeki tuhaf tiplerle karşılaşıyorum, sonra onları yazmamak için yeni karakterler uyduruyorum, onları da beğenmiyorum, sonra dönüp eski karakterlere “Siz aslında fena değildiniz” diyorum. İçeride tam bir tek kişilik dev iç savaş. Yazarken en çok konuştuğum kişi ben oldum. En az konuştuğum da yine bendim.
Siz şimdi diyorsunuzdur ki “Tamam, iyi hoş da ne anlattın bu kitapta?” Hiçbir şey anlatmadım. Çünkü bunu anlatmak için değil, unutamamak için yazdım. Zaten amacım netti: anlatmamak istediğim şeyleri kâğıda döküp onları sonsuza kadar sizden saklamak ve sonra çıkıp bunu satmak. Hehe!.. Kapitalizmin duygusal versiyonu gibi düşünün.
Sonra bu kitabı bir şekilde bitirdim. Nasıl mı? Bilmiyorum. Gerçekten. Bir sabah uyandım ve yazmışım. Belki de uyurken oldu, ben yazmadım da karakterlerim benim adımı kullanıp içimden geçti. Kim bilir? Artık çok kurcalamıyorum. Kurcaladıkça başka bir karakter çıkıyor. Çıkan her karakter de “Merhaba, ben de sensiz olamam” diyor. Yeter.
İnsan bir şeyi yazarken ne kadar kendi kalır bilmiyorum ama ben bu sürecin sonunda “kendi” dediğim kişiye dair elimde çok az şey kaldığını fark ettim. Hafıza gitti, zaman kavramı zaten çoktan çökmüştü, mantık da üçüncü taslaktan sonra istifa etti. Bir noktadan sonra yazı yazmıyorum, kendi iç sesime tutanak tutuyorum gibi hissettim. O iç ses de bazen fısıldıyor, bazen bağırıyor, bazen de oturup çayıma zehir katıyor. Dostluk ilişkimiz karmaşık.
Peki bu kitabın yazarı tam olarak hangi karakter?
Bilmiyorum ama kesin olan bir şey var: Eğer siz bu satırları okuyorsanız, artık işin içindesiniz. Kusura bakmayın, çıkış yok.
Melih Ş. Özgür
Kitabı merak edenler için; KitapYurdu.Com
Yine döktürdün içindeki karmakarışık kitap karakterini keyifli okumalar bana ve tüm senin ağına düşen kitap kurtlarına..